Facebook Twitter Instagram
SEPETİM ( 0 )
| SİPARİŞ TAKİP
KİTAPLAR EDİTÖRDEN YAZILAR YAZARLAR BASINDA BİZ SİZDEN GELENLER HAKKIMIZDA İLETİŞİM
EDİTÖRDEN
 
Son dönem yazarları arasından sivrilen Elif Şafak’ın yeni çıkan her kitabını okurum. Beğenirim de… Zaman zaman romanlarında gerçekle bağdaşmayan (‘Aşk’ romanında, kahramanlarına eziyet ettirircesine, dümdüz Konya şehrinde dik yokuş tırmandırması gibi) durumlara rastlasam da… Ve yine, bir romancının ilgi alanında olmaması gerektiğini düşündüğüm iğrenç ensest ilişkiyi (‘Baba ve Piç’te olduğu gibi) romanın odağına yerleştirerek kitaplaştırmasını yadırgasam da…

Havva’nın Üç Kızı’nı da okudum. Ama bu roman, daha önce okuduğum Elif ŞAFAK romanlarına göre çok acemice kaleme alınmış ve hatalarla dolu. Okuyucunun pek önemsenmediğini hissettim, romanı okurken. Yazarın, ne yazarsa okunacağı ve benimseneceği sanısına kapıldığını da…

Araştırmadan, hiç emek vermeden sayfalar doldurulmuş.

İmlâ ve yazı kuralları bir yana atılmış bu romanda. Yazar, kendince deyimler oluşturup kelimelerle oynamaya kalkışmış. Özne-yüklem uyumunu göz ardı etmiş, öznesi olmayan ve bitmemiş cümleleri, Türkçe dilbilgisi kurallarını hiç sayarak, sıralamış. Okuyucuya sürekli, ‘Kim?’ sorusunu sorduruyor Elif Şafak.

Öylesine ‘ÇOKBİLMİŞ’ havasına girmiş ki yazar, metinlerdeki Farsça ve Arapça kelimeler, ne anlama geldiği belirsiz deyimler, bir konuyu açıklamak için hiç araştırmadan başvurduğu benzetmeler sayfalara lekeler hâlinde serpiştirilmiş…

Okurken zaman zaman tebessüm ettiren romanın aksayan yönleriyle ilgili örnekler sunacağım elbette, ancak yazmak istediğim bir husus da şu: Romanı okuyup bitirdiğim halde henüz kahramanları tanıyamadım. Özellikle Peri’nin ruhsal ve fiziksel betimlemesi yok.

Romanda yazarın ‘çokbilmişlik’ tasladığı apaçık… Zorlama kelimeler kullanılmış. Örnek: “Benim seminerim meraklı zihinlerin buluştuğu bir penah.” (Sayfa 237) Bu cümleyi örnek olarak yazmaktaki amacım, yazarın virgül kullanmadığını göstermek değil, Farsça kökenli ‘penah’ kelimesine dikkat çekmek için. Sığınak, sığınılacak yer anlamındaki ‘penah’ kelimesini, roman kahramanlarından biri olan İngiliz Profesör Azur’a söyletiyor Elif Şafak. Zaten romanının 12. sayfasında, “İstanbul’un mebzul sayıdaki sokak kedileri…” cümlesindeki ‘mebzul’u, ‘çok’ kelimesi yerine kullandığını görünce, Elif Şafak’ın ‘çokbilmiş’ hâline psikolojimi hazırlamıştım. “Camgöbeği berrak asuman altında silueti görülen…” (Sayfa 408) cümlesinde yazar, ‘gök, gökyüzü’ kelimesi yerine ‘asuman’ kelimesini kullanmış. Okuyunca cümleyi, rahmetli Fethi Naci’yi anımsadım; yaşasa ve bu romanı okusaydı ne düşünürdü, dedim içimden. 393. sayfadaki “zerefşan”ı da yadırgamadım, içten içe güldüm.

“… ateşin közlerinde kalan har gibi yakmıştı içini.” cümlesini de takdirlerinize sunmak isterim.

Böylesi tuhaflıklarla fazla oyalanmadan asıl yanlışları işaret etmek istiyorum: “Mensur’un ellerinin titremesi kötüleşmişti.” Bu cümledeki el titremesinin kötüleşmesine takılmıştım ki 78. sayfadaki “dudaklarının köşeleri…”, 73. sayfadaki “Geniş kafası…”, 17. Sayfadaki, “Mağazanın floresan ışıkları altında cesur ve iddialı mor, dışarıda çiğ, hatta kasıntı duruyordu.” cümlelerini anımsadım, kıs kıs güldüm. Dudakların ‘köşeli’, kafanın ‘geniş’ olarak ifade edilişine, bir rengin insan gibi ‘kasıntı’ duruşuna şaşmamak elde değil. “…neredeyse fark edilemeyecek kadar küçük ama derin bir çatlak açılmıştı ruhunun duvarında.”, cümlesi de uymamış…

“O ana (ana, ‘anne’, ana konu gibi bir anlamda değil, ‘an’ anlamında kullanılmış) dek konuklar patlamanın ya doğalgaz kaçağından ya da arızalı bir jeneratörden kaynaklanmış olmasını dilemişlerdi içlerinden.” (Sayfa, 345), İstanbul’da duyulan büyük bir patlama ardından yapılan tahmin bu. Doğalgaz patlaması anlaşılabilir, doğrudur; ama jeneratörün arızalanarak patlaması, insanları dehşete düşürecek denli büyük gürültü çıkarması mümkün değildir. Elif Şafak’ın muhayyilesi, böylesi olmayacak vakaları olabilir kılmış. 389. Sayfada da, “Eflatun bir enerji hâkimdi ortalığa.” cümlesinden de ‘eflatun’ bir enerji türü olduğunu öğreniyoruz (!). Belli ki konuya hiç kafa yormadan sayfalarında ahkâm kesmiş yazar.

Kitap (Havva’nın Üç Kızı), noktalama kusurlarıyla dolu. Virgül, üç nokta (tümüyle yok sayılmış), ünlem, “Ah keşke bir çekiç bulabilseydi…” (sayfa 84) cümlesinde bile yok. O cümlenin sonundaki üç nokta, ilk kez yerli yerine konulmuş görünüyor ama gerekli olan başka hiçbir cümlede kullanılmamış.

Ara cümle çizgileri ya hiç yok, ya da yerinde değil: “…meşhur-gazetecinin-kız-arkadaşı duymadı bile.” (sayfa 352) ve sayfa 202’deki, “…skandallar peşinde koşan akbaba-türünden-bir-yabancıya…” bu cümlede çizgiler hangi amaçla kullanılmış, anlaşılır gibi değil. Ve, nasıl cümle?.. Bir şey anladınız mı? Sanırım Havva’nın Üç Kızı, noktalama işaretlerinin önemini öğrencilerine anlatmak ve o işaretler yerinde kullanılmadığında oluşan bozukluklara dikkat çekmek isteyen Türkçe öğretmenleri için iyi bir kaynak olabilir.

Virgülle ilgili bir iki örnek daha vermek isterim: “Şirin Azur’la görüştüğünde…” (sayf. 249) cümlesinde Azur’un şirin biri olduğu ifade edilmiyor, Şirin adlı roman kahramanının Azur adındaki diğer roman kahramanıyla görüştüğü anlatılmak isteniyor. Bir virgül eksikliği… “Hani Marx, Komünist Manifesto’yu…” (sayfa 147) cümlesindeki “Hani Marx” bir ad değil. Araya virgül ister. “İsmi Nur.” (sayfa 399), bir (tamamlanmamış) cümle. Birkaç anlam çıkarabilirsiniz, araya noktalama işareti konmazsa. Söz konusu romanın tüm sayfalarında (418 sayfasında) da bu tür aksaklıkları izlemek mümkün. “…otobüste, metroda insanlar yan yana dizilirdi. Çarpışır, sürtüşürdü bedenler; rüzgâra kapılmış karahindiba tohumları gibi.” Bu cümledeki anlatılmak istenen ‘sıkışıkla’, rüzgâra kapılmış ‘hindiba tohumları’ arasında bağ kuramadım. Sizler?.. Orijinallik adına yapılan bu tür benzetmeleri (yukarıda da farklı örnekler vermiştik) okurken ben, yazar tarafından, hafife alındığım hissine kapıldım.

TDK’nın birleşik kelimelerle ilgili (yerinde) uyarısını hepten kulak ardı etmiş yazar: âdemelması, arnavutkaldırımı, işaretparmağı, havvakızları…

Öznesi belli olmayan, tamamlanmamış, bir başına hiçbir anlam ifade etmeyen cümleleri yaygın olarak kullanmış.
“İsmi Nur.” Bağımsız bir cümle (Sayfa: 399).
“Bilemiyordu ki ne yöne.” (Sayfa: 401)
“Zor yoldan.” (Sayfa: 405)
“Tarumar.” (Sayfa: 346) Üç nokta ne işe yarar? Böyle cümleler haddinden fazla…

“İstanbul geceleri, her ne kadar başka açılardan tehlikeli ve tekinsiz olabilse de, bomba ihtimalleri açısından güvenliydi.” Bu cümleyi okuduğumda ne demek istediğini anlayamamıştım, hâlen anlayamadım. Elif Şafak Türkiye’ye yazdığı kitapları Türkçe yazmalı bence, çeviri hatasında görüyorum böylesine basit kusuru. Biz yine cümle örneklerini sıralayalım:
“Kimse ondan özür dilemese de karşılığında.” (Sayfa 233)
 “Geçmişini bir yabancıya, hele de dedikodu ve skandallar peşinden koşan akbaba –türünden bir- yabancıya, ifşa edecek değildi.” (Sayf. 202) Nasıl bir cümle ve ne demek istedi yazar? Cümledeki bu çizgilerin anlamı ne?
“Birçok badire.” (Sayfa 199’da bir bağımsız cümle.)
“Yani ekseriya.” (Sayfa 195’da bir cümle. Ne virgül, ne anlam…)
“Öyle bilgiler vardır ki bu dünyada, bilmemek daha emindi.” (Sayfa 185) cümlesinde söylemek istediği?..
“…oruç tutar, bazen atlar.” (Sayf.139) Nerden atlar?.. Kendince bir ifade.
“Meşe merdivenden yukarıya çıkarıp, ahşap panelli koridordan geçti Azur.” (sayfa 382) Bir paragraf ve bir cümle… Hangi dilbilgisi kuralına uyuyor?
“’Eğer sakız çeşitleri politik rejimi temsil etse, naneli sakız kesin faşizim olurdu’ diye düşünürdü hep – totaliter katı, steril.” (Sayfa 19) Faşizm ve naneli sakız?.. Eh, bu cümlenin çizgisini, yapısının eleştirisini, anlamını da size bırakmak ve bir diğer ilginçliğe değinmek istiyorum:

Romanın sonuna doğru kahramanımız Peri’nin bulunduğu yalıyı silahlı bir grup basıyor ve Peri’miz bir dolaba saklanıyor. Oradan polisi arıyor ‘Pericik’, tehlikeyi ihbar edecek. Kısık sesle durumu izah etmeye uğraşıyor memura. Kötü adamların kendisini bulmamaları için. Ama az sonra da gönül verdiği, İngiltere’de yaşayan, Profesör Azur’la, o tehlikeli ortamda, dolabın içinden derin bir sohbete tutuşuyor. Hiç zorlanmadan… Karşılıklı ‘filozofculuk’ oynuyorlar…

Sonuç olarak, romanda hangi mesajın verilmek istendiğini de anlamadım. Zaten böylesi bozuk yapıyla ve kusurlu cümlelerle de hiçbir mesaj verilemezdi.

Elif ŞAFAK romanı böylesi kusurları barındırmamalı. Bence İngilizce yazma ısrarını da sürdürmemeli. Geleceğe bırakılacak eserlerde edebi kaygı ve titizlik korunmalı, eserlerinin yazar adaylarına örnek teşkil edeceğini göz ardı etmemeli yazar. Havva’nın Üç Kızıromanı, Elif ŞAFAK adına yakışmamış.
KURUMSAL
Hakkımızda
İletişim
MÜŞTERİ HİZMETLERİ
Sıkça Sorulan Sorular
Teslimat Ve İade
KULLANICI İŞLEMLERİ
Üyelik
Üye Giriş
Şifremi Unuttum
Sipariş Takip
GİZLİLİK & KULLANIM
Gizlilik Ve Güvenlik
Satış Sözleşmesi
Üyelik Sözleşmesi
KATEGORİLER